• 9 Ağustos 2020 / Pazar 20:46

İşletmelerde Verinin Oluşumu ve Hareketi

Veri yönetimi, veri madenciliği, veri ambarı, veri kaybı, veri depolama, veri veri veri… Gündelik hayatımızın tam göbeğinde, iş hayatımızın tam merkezinde herkesin dilinde bir veridir gidiyor. Peki nedir bu veri, ne değildir, nerede doğar nerede ölür, önemli midir, hayati midir, laf kalabalığı mıdır, işletmelerin neresinde saklanır?

‘Veri’ kavramı insanlık tarihi değil, zamanın başlangıcı kadar eski bir kavramdır aslında. Sadece günümüzde popülerliği ve bilhassa dillere pelesenk oluşu söz konusudur. Veri; temelde bilgiye hatta bilgeliğe giden yolun temel taşıdır, kilit taşıdır. Bu kilit taşları birleşip desenleri, figürleri oluşturur ve bu figürler de bir araya gelerek bilgiye giden yolu meydana getirirler. Veri kavramının doğuşuna tarihin başlangıcı kadar eski diyorum, çünkü eğitim ve çalışma hayatım bana verinin 3 boyutu olduğunu ve bunlardan birinin de ‘Zaman’ olduğunu gösteriyor. Diğer boyutlarını ise alan/mekân ve hacim olarak özetlemekte fayda görüyorum. Tüm bu boyutlar ileride değinecek olduğum Büyük Veri (Big Data) kavramının içinde dallanarak farklı niteliklerle yeniden karşımıza çıkacaklar.

Veri bilginin kilit taşıdır diyorum ya, “Bilgi ise içinde bulunduğumuz 21.yüzyılın petrolüdür” der Peter Sondergaard. Peki, böylesine önemli bir kavram olan veri nedir? İngilizce ve Latincede tekili ‘Datum’, çoğulu ‘Data’ olan Veri; ham (henüz işlenmemiş) gerçek ya da malumat (enformasyon) parçacığına verilen addır. Bu arada belirtmeliyim ki Datum kelimesi Almancada ‘Tarih’ anlamına gelmektedir. Yani ‘Veri’ kavramı zamana dair bir manâyı da kendinde barındırıyor dersek yanılmış olmayız.

Dolayısıyla ‘Ham gerçek’ olarak nitelendirilen veri; zamanın başlangıcından, yani ‘Gerçeğin’ ilk varoluşundan günümüze kadar varlığını sürdürmüştür. Bu varoluşu müteakip farklı bir araya gelişlerle, farklı figürlerle birbirinden farklı bilgilere giden yolu da oluşturmuş bir kavramdır. Eğer bir kavram sonucu bu kadar ayrıştırabiliyorsa, bu noktada Verinin diğer boyutu olan alandan/mekândan bahsetmek gerektiği de rahatlıkla söylenebilir. Zaten bu yüzdendir ki onlarca yıldır veri denilen kavram aslında ayrı ayrı sahalarda farklı anlamlar yüklenerek bilgiyi var etmiştir.

Kabul görmüş kırılım şekliyle alan bazında veri kavramını birkaç başlıkla derlemek gerekirse; Telekomünikasyon, Bilgisayar Bilimleri, İstatistik ve İşletme Yönetimi önde gelen başlıklar olacaktır. Telekomünikasyon uygulamaları için kabul görmüş veri tanımı; anlam ve bağlamdan bağımsız, bütünlüğü ve yapısı bozulmamış ve ekonomik olarak bir noktadan diğerine iletilmesi istenen metinler, sesler, görseller şeklinde yapılmaktadır. Bilgisayar bilimleri açısından ise veri; hesaplama ya da manipülasyon amacı ile kullanılan bir gerçeği belirtmektedir. Bilgisayar bilimlerinde veriler ya makine düzeyinde ikili (binary) gösterimle ifade edilmekte ya da karakterler (harfler veya rakamlar) biçiminde kodlanmaktadır. İstatistikte ise veri; yorumlanmak ve sunulmak amacı ile toplanmış, çözümlenmiş ve özetlenmiş gerçekler olarak tanımlanmaktadır. Üç tanımda da ortak nokta verinin ‘Ham’, ‘Bağımsız’ ve ‘Gerçek’ olması şeklindedir. Asıl üzerinde duracağım alan olan İşletme yönetimindeki veri kavramı da şüphesiz farklı bir yapıda olmayacaktır.

İşletme yönetiminde veriler genel itibariyle; sistemsel, fiziksel ve parasal hareketlerin kaydedilmesi, izlenmesi ve yönetim kararlarının verilmesi için kullanılmaktadır. Yani işletme yönetiminin kullanacağı her veri, farklı bir mekânda ve zümrede hayat buluyor ama tek bir bilgiye ve amaca hizmet ediyor; ‘Yönetim Kararlarının Verilmesine’.

Veri hangi alanda, hangi mekânda doğarsa doğsun, adeta yaşam döngüsünü tamamlamak isteyen bir tırtıl gibi kelebek olmayı bekler. Her veri kelebek olmayı başarır mı dersek de, ne yazık ki uygun ortamın sağlanmaması, iyi yönetilememesi sebebiyle bu oranın çok çok düşük olduğunu görürüz.

Çünkü ‘veri’ öyle ilginçtir ki, bir müdahale olmaksızın da müdahaleye uğrayarak da doğabilir. Burada önem arz eden, ihtiyacımız olan verinin doğmasına izin vermek ya da doğmuş olan verilerin bir nizam içinde var olmalarını sağlamaktır. Anlaşılacağı üzere veri; gerçek ve bağımsız olan ham bir parçacıktır. Bu ham parçacık doğru usul ve amaca uygun şekilde sınıflandırıldığında enformasyonu yani malumatı oluşturur. Örneğin defterinizin köşesine yazdığınız 32 sayısı ham ve bağımsız bir veri iken, 32°C ifadesi bu ham verinin bir malumata dönüşmüş halini göstermektedir. Yani 32 sayısını doğru sınıflandırdığınızda ve gerekli usulde sakladığınızda bu artık bir sıcaklık ifadesine dönüşmektedir. Tırtıl bu aşamada ipek böceği kozasını gözler önüne sererek kendisinin sıradan bir kurtçuk olmadığını bir bilgi parçası, malumat olduğunu gösteriyor diyebiliriz. Bir sonraki aşamada ise ‘Hava sıcaklığı 32°C olduğundan tarımsal arazilerin sulanma sıklığı artırılmalıdır’ ifadesiyle artık ‘Bilgiye’ erişmiş oluyoruz. Yani verimiz artık bir kelebek oluyor. Verinin önce malumata sonra da bilgiye dönüştüğü bu süreci doğru yönetmek ise başlı başına bir sanattır, ‘Veri Yönetimi Sanatı’.


İşletme Yönetimi Açısından Veri başlığına bu bilgilendirmeden sonra daha da detaylı değinmek yerinde olacaktır. Veri nerede doğarsa doğsun ‘Yönetim Kararlarının Verilmesine’ hizmet eder. Peki, işletmelerde veri hangi aşamalarda doğar? Elbette ki cevap her aşamada olacaktır, lakin yöneticiler bu ‘Her Aşamada’ kavramını daha iyi yönetebilmek adına bazı başlıklar altında işletmelerini bölümlendirirler. Temel düzeyde verinin doğduğu bu zümreler; muhasebe, satış, pazarlama, üretim, planlama, lojistik vb. bölümler olarak anılabilir.

Verdiğim örnekten yola çıkarsak, işletme yönetimi için hazırlanacak bir raporda yer alacak olan 32 sayısı işletme bölümlerinin herhangi birinden doğabilecek bir veri olabilir. Peki, hangi bölümden çıkan 32 hangi anlama gelmekte, neyi ifade etmektedir? İşte tüm muamma burada başlayacaktır. Çünkü işletmenin her zümresi ayrı dilden konuşmakta olup, bazen aynı bilgi farklı dilde sunulmakta, bazen de farklı bilgiler aynı verilerden oluşmaktadır. Örneğin muhasebe bölümü ‘Stok devir hızımız gayet yüksek, yüksek olması işletmenin sürekli satış yapıp, stoklarını yenilediğini gösterir. Bu yüzden olumlu bir pozisyondayız’ derken Planlama bölümü ‘Ortalama stok seviyemiz acil ihtiyaçlara cevap veremeyecek kadar düşük. Bu yüzden olumsuz bir pozisyondayız’ diyebilir. Ya da muhasebe bölümü ‘Asit-Test Oranı analizine göre çıkan değer 1.0’ın üstündedir, bu sebeple İşletmenin kısa süreli borçlarını ödeyebilme gücünün ve çalışma sermayesinin yeterli olduğunu söyleyebiliriz’ derken finansman bölümü ‘Nakit oranımız 1.0’ın üzerinde olduğundan işletmeye hiçbir nakit girişi olmaması durumunda dahi elde bulunan nakitler ve menkul kıymetlerle kısa vadeli borçların ödenebileceğini söyleyebiliriz’ diyebilir. Her iki örneğin de elbette değerlendirme yapmadan önce kullanılacak daha farklı parametreleri de bulunmaktadır, lakin ilkinde aynı veriler farklı bilgiye, ikincisinde farklı veriler aynı bilgiye işaret edebilmiştir. Departmanlar birbirinden daha farklı görevler üstlenmeye başladıkça kullanılan terimler de kullanılan veriler de işletme dili anlamında birbirinden uzaklaşır. İşletmelerin ihtiyacı olan şey ise verileri doğru okuyabilmek, farklı verileri aynı dilde derleyebilmek ve aynı dilin sonucu olan bilgilere mümkün olduğunca süratle erişebilmektir.
 

Farklı farklı milletlerde fabrikaları, şubeleri, yönetimsel yapıları bulunan büyük çaplı işletmelerin tüm sistemsel oluşumlarıyla beraber tek bir yönetim kararına hizmet etiğini düşündüğümüzde ERP’nin önemi bir kat daha iyi anlaşılabilir olacaktır. Örneğin Türkiye’de tasarlanan bir makinenin, Çin’de üretimlerinin yapıldığını, Almanya’da pazarlama ve satışının gerçekleştiğini düşünelim. Tüm Ar-Ge ve Planlama verileri Türkiye’de doğuyor. Türkiye’de doğan bu veriler kullanılarak Çin’de üretimi gerçekleştiriliyor ve üretim performansının da etki ve katkısının olduğu verilerle Almanya’da pazarlanıp satışı gerçekleştiriliyor. Bu satıştan doğan alacaklar önce Alman Bankalarına kayıt ediliyor sonra Türk bankalarına aktarılıyor. Bankamızdaki paralarla kendi muhasebe sistemimize göre gelir giderlerimizi işletiyoruz ve Çin’deki üretim tesisi gibi maliyet noktalarımıza bu payların dağıtılmasını sağlıyoruz. Derken bu döngü sürekli olarak kendini yineliyor. Kolayca görülebileceği üzere her nokta bir sonrakinin kullanacağı verileri üretiyor ve verilerden oluşan bilgiyle diğer birim de kendini gerçekleştiriyor. Tüm bu akışın ERP sistemleri olmadan başarıya ulaşması imkânsızdır diyebiliriz.





248 kez görüntülendi. 06.17.2019 tarihinde eklendi.
Yukarı Dön