Dijitalis Genel Müdürü Tolga Yanaşık ile üretim şirketlerinin dijitalleşme yolculuğunu, Batı ve Uzakdoğu arasındaki farklı yaklaşımları ve Türkiye’de üretim planlamasının neden yeniden gündemin merkezine yerleştiğini konuştuk. Yanaşık’a göre Türkiye’nin önündeki temel soru artık daha fazla veri toplamak değil: “Üretimi nasıl planlamalıyız ki fabrika kârlı çalışsın?”
TheProwess: Batı ve Doğu’daki üretim şirketlerini gözlemlediğinizde dijitalleşme açısından nasıl bir fark görüyorsunuz?
Batı ve Doğu seyahatlerim sonucunda bende oluşan önemli bir gözlem var. Türkiye’nin üretim problemleri Çin ve Uzakdoğu’daki üreticilere daha fazla benzemesine rağmen, biz uzun yıllar Avrupa’nın dijitalleşme yol haritasını takip ettik.
Aslında Avrupa açısından bu yol haritası son derece mantıklıydı. Üretimin emek yoğun ve yönetilmesi zor bölümlerinin önemli bir kısmı yıllar içinde daha düşük maliyetli ülkelere kaydı. Avrupa’daki birçok şirket giderek üretimi bizzat yapan yapıdan; finansı, siparişleri, satınalmayı ve küresel tedarik zincirini yöneten yapıya dönüştü.
Böyle bir dünyada ERP’nin öncelikli hale gelmesi çok doğal.
TheProwess: Peki MES bu yapının neresinde konumlandı?
Avrupa’da kalan üretimin önemli bölümü yüksek otomasyona dayalı hatlarda, kârlı ürünleri yüksek adetlerde üretmeye dayanıyordu. Buradaki temel hedeflerden biri, yapılan yatırımın geri dönüşünü hızlandırmak için hatları mümkün olduğunca duruşsuz çalıştırmaktı.
Üretmesi daha zor ürünleri fason olarak başka ülkelere gönderdiğinizde ise beklenti farklılaşıyor: “Saatte kaç adet ürettin? Eksik ürettiysen neden eksik kaldın?”
Nasıl kâr edeceği ise büyük ölçüde üreticinin kendi problemi.
Dolayısıyla Batı’nın dünyasında ERP’nin yanına MES koymak son derece anlamlı bir yaklaşım oldu: ERP ile işi yönet, MES ile üretimin performansını ölç.
TheProwess: Uzakdoğu’da neden farklı bir gelişim yaşandı?
Çünkü üretim onların kendi problemiydi.
Çok sayıda müşteriye, çok çeşitli ürünleri, aynı kaynakları kullanarak ve terminleri tutarak üretmek zorundaydılar. Dolayısıyla fabrikanın karşısındaki temel soru yalnızca “Ne kadar ürettim?” değildi.
Asıl soru şuydu:
“Üretimi nasıl planlamalıyız ki fabrika kârlı çalışsın?”
Bu nedenle üretim yönetiminin merkezine önce MRP yerleşti. Üretim karmaşıklaştıkça MRP tek başına yeterli olmadı. Kapasiteyi, kısıtları, terminleri ve üretim sırasını birlikte yönetme ihtiyacı APS çözümlerini öne çıkardı.
ERP ve MES bu fabrikalarda elbette var. Ancak önce üretimin nasıl planlanacağı ve yönetileceği problemi çözülmeye çalışıldı; diğer sistemler de bu yapının etrafında konumlandı.
Kabaca baktığımızda iki farklı sanayi yapısının iki farklı dijitalleşme refleksi ürettiğini söyleyebiliriz:
Batı: ERP → MES
Doğu: ERP/MRP → APS → MES
TheProwess: Türkiye bu tablonun neresinde?
Bence tam ortasında kaldık.
Üretim problemlerimiz Doğu’ya benzerken dijitalleşme reçetemizi ağırlıklı olarak Batı’dan aldık. Önce ERP kurduk. Üretimi ERP içerisinde çözmeye çalıştık. Olmadığında zaman zaman ERP’yi değiştirdik ve başka bir sistemle aynı problemi yeniden çözmeye çalıştık.
Bu da yetmeyince MES’e yöneldik.
MES elbette üretim şirketleri açısından çok önemli bir teknoloji. Ancak burada mesele teknolojinin kendisi değil, hangi problemi hangi sırayla çözmeye çalıştığımız.
Bunu bazen elinde kronometre tutan bir antrenöre benzetiyorum. Sahadaki atletin daha hızlı koşmasını ölçüyor ve teşvik ediyoruz. Fakat belki de asıl problem atletin ne kadar hızlı koştuğu değil, hangi yöne koştuğu.
Üretim planlaması tam olarak burada devreye giriyor.
TheProwess: Planlama yıllardır üretimin gündeminde. Neden bugün yeniden bu kadar önemli hale geliyor?
“Üretimi nasıl planlamalıyız ki fabrika kârlı çalışsın?” sorusu elbette yeni değil. Fakat Türkiye’de uzun yıllar boyunca ucuz işgücü, fazla mesai, yüksek stok ve görece kolay finansman, bu soruya doğru cevap verememenin maliyetini belirli ölçüde gizledi.
Planlamada hata yaptığınızda fazla mesai yapabiliyordunuz. Stok tutabiliyordunuz. Ek kaynak kullanabiliyordunuz. Termin problemini başka maliyetlere katlanarak çözebiliyordunuz.
Bugün ise bu alanların tamamında koşullar değişiyor.
Ben bunu “sular çekiliyor ve suyun altında gizlenmiş kayalar ortaya çıkıyor” şeklinde ifade ediyorum.
Kapasiteyi yanlış kullanmanın, gereğinden fazla stok taşımanın veya terminleri sürekli fazla mesaiyle kurtarmanın maliyeti artık şirketlerin kârlılığını doğrudan etkiliyor.
TheProwess: Türkiye’de APS ve ileri üretim planlamaya yönelik artan ilgiyi bu nedenle mi önemli görüyorsunuz?
Kesinlikle. Ben bunu yalnızca yeni bir yazılım trendi olarak görmüyorum.
Belki de Türkiye sanayisi, kendi üretim yapısının gerektirdiği dijitalleşme sırasını keşfetmeye başlıyor.
ERP’ye ihtiyacımız var. MES’e ihtiyacımız var. Ancak bunların arasında üretimin nasıl planlanacağı, kapasitenin nasıl kullanılacağı, hangi siparişin ne zaman ve hangi kaynakta üretileceği gibi fabrikanın ekonomik sonucunu doğrudan belirleyen çok kritik bir katman bulunuyor.
Bugün üretim şirketlerinin teknoloji yatırımlarına yalnızca “Hangi yazılımı almalıyım?” sorusuyla yaklaşmasının yeterli olmadığını düşünüyorum.
Önce problemi doğru tanımlamamız gerekiyor.
Türkiye sanayisinin önündeki mesele artık Batı’nın veya Doğu’nun dijitalleşme reçetesini olduğu gibi kopyalamak değil. Kendi üretim gerçekliğimizi anlayıp doğru problemi, doğru teknolojiyle ve doğru sırayla çözmek.
Belki de bundan sonraki dijital dönüşüm döneminin en önemli sorusu da bu olacak:
“Fabrikayı nasıl daha fazla koştururuz?” değil, “Fabrikayı nasıl planlamalıyız ki daha kârlı çalışsın?”
İlgili Linkler: ?>


