• 16 Eylül 2026 / Çarşamba 13:38

Bülent Karal

Bülent Karal

Genel Müdür Yardımcı

Bülent Karal, SAP Türkiye Bulut ve İş Çözümleri Genel Müdür Yardımcısı olarak görev yapıyor. Kurumsal teknoloji sektöründe uzun yıllara dayanan satış ve yöneticilik deneyimine sahip olan Karal, özellikle kurumsal yazılımlar, bulut dönüşümü, ERP ve son dönemde iş dünyasında yapay zekâ uygulamaları üzerine çalışmalar yürütüyor. İstanbul Teknik Üniversitesi Elektronik ve Haberleşme Mühendisliği Bölümü mezunu olan Karal, Marmara Üniversitesi’nde Uluslararası İşletme yüksek lisans programına katıldı. 2008 yılında Stockholm School of Economics’te de eğitim aldı. SAP öncesinde NCR, Koç.net ve Oracle Türkiye’de satış ve satış yönetimi alanlarında çeşitli görevler üstlendi. 2012 yılında SAP Türkiye’ye katılan Karal, ilk olarak enerji, perakende, bankacılık, sigorta ve kamu gibi alanları kapsayan Stratejik Endüstriler tarafında yöneticilik yaptı. Bugün SAP Türkiye’de Bulut ve İş Çözümleri Genel Müdür Yardımcısı olarak şirketlerin bulut ERP, dijital dönüşüm ve yapay zekâ yolculuklarına yönelik çalışmalarda rol alıyor. Karal’ın son dönemde özellikle üzerinde durduğu konular arasında SAP Business AI, Joule, SAP Business Suite, Business Data Cloud ve yapay zekânın kurumsal iş süreçlerine entegrasyonu bulunuyor. Yapay zekânın deneysel uygulamalardan çıkarak ölçülebilir iş değeri üretmesi gerektiğini vurgulayan Karal, bu dönüşümde güvenilir veri, bütünleşik uygulamalar ve iş süreçlerinin birlikte ele alınmasının önemine dikkat çekiyor.

Bülent Karal


SAP Türkiye
Genel Müdür Yardımcı

 

Dosya Görüşleri

ERP’nin Geleceği Otonom Kurumlara Doğru İlerliyor

ERP dünyasında yapay zekâ tartışması artık “ERP’ye yapay zekâ nasıl eklenir?” sorusunun ötesine geçiyor. Önümüzdeki dönemin asıl konusu, yapay zekânın kurumsal sistemlerin çalışma biçimini nasıl değiştireceği olacak.

SAP’nin Sapphire 2026’da ortaya koyduğu “Autonomous Enterprise” vizyonu da bu değişimin yönünü gösteriyor: ERP, işlemleri kaydeden ve yöneticilere öneriler sunan bir sistemden, iş süreçlerini anlayan, farklı fonksiyonları koordine eden ve giderek daha fazla aksiyonu gerçekleştirebilen bir yapıya doğru ilerliyor. SAP, bu vizyonu Joule Work, SAP Autonomous Suite ve SAP Business AI Platform üzerine kuruyor.

Bu dönüşüm aslında bir süredir devam eden daha büyük bir stratejinin yeni aşaması. SAP’nin yaklaşımı uygulamalar, veri ve yapay zekânın birlikte çalışması üzerine kurulu. Türkiye açısından baktığımızda bunun özellikle önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü şirketlerin önemli bir bölümü hâlâ yıllar içinde oluşmuş farklı sistemler, özelleştirmeler ve dağınık veri yapılarıyla çalışıyor.

Yapay zekâ her şeyden önce bir veri meselesi. Veri dağınık, tutarsız veya silolarda kaldığında üzerine ne kadar AI koyarsanız koyun anlamlı sonuç üretmek zorlaşıyor. Türkiye’de şirketlerin bir bölümünde farklı yazılımlar, Excel tabanlı raporlama süreçleri ve entegre olmayan veri kaynakları hâlâ önemli bir sorun.

SAP Joule’un geçirdiği dönüşüm tam da bu nedenle önemli. Joule artık yalnızca kullanıcının sorularını yanıtlayan veya öneriler üreten bir yapay zekâ asistanı olarak konumlanmıyor. Joule Work ile kullanıcı doğal dilde ne yapmak istediğini ifade edebiliyor; Joule Assistants ise farklı Joule Agents’ları koordine ederek gerekli bilgiyi bulabiliyor ve rutin işleri farklı iş alanları ve sistemler arasında yürütebiliyor. Böylece kullanıcıların farklı uygulamalar arasında tek tek işlem yapması yerine, sonuç odaklı yeni bir çalışma modeli ortaya çıkıyor.

SAP Autonomous Suite ise bu yaklaşımı finans, satın alma, tedarik zinciri, insan kaynakları ve müşteri deneyimi gibi temel kurumsal süreçlere taşıyor. Buradaki önemli değişim, yapay zekânın yalnızca analiz yapan bir katman olmaktan çıkması. Agent’lar değişiklikleri algılayabiliyor, iş bağlamı içerisinde değerlendirebiliyor ve belirlenen yönetişim çerçevesinde süreçlerin yürütülmesine destek olabiliyor. SAP’nin açıkladığı mimaride insanın süreçteki kontrolü korunurken, tekrarlayan operasyonların giderek daha büyük bölümü agent’lara devredilebiliyor.

Bunun ERP açısından anlamı büyük. Bugüne kadar sistemler çoğunlukla kullanıcıdan bir işlem bekliyordu. Yeni yapıda ERP, şirket içinde olup biteni sürekli değerlendiren ve gerektiğinde farklı fonksiyonları birlikte harekete geçirebilen bir sisteme dönüşüyor. Finans tarafındaki bir gelişmenin tedarik zincirini, lojistiği veya üretimi nasıl etkilediğini farklı agent’ların birlikte değerlendirebildiği bir yapıdan söz ediyoruz.

Daha önce ifade ettiğimiz AI-native ERP yaklaşımının bugün çok daha somut hale geldiğini görüyoruz. Sistemler reaktif olmaktan çıkıp proaktif hale geliyor; tedarik zincirindeki olası aksaklıkların önceden tahmin edilmesi, finansal kapanışların otomatikleşmesi veya insan kaynaklarındaki yetkinlik açıklarının erkenden belirlenmesi bunun örnekleri.

Üstelik dönüşüm yalnızca genel amaçlı ERP süreçleriyle sınırlı kalmıyor. SAP, Industry AI yaklaşımıyla üretimden enerjiye, otomotivden yaşam bilimlerine kadar sektörlere özgü süreç bilgisi, veri modelleri ve agent yeteneklerini bir araya getirmeye yöneliyor. Bu da geleceğin ERP’sinin yalnızca şirket fonksiyonlarını değil, içinde bulunduğu sektörün çalışma biçimini de daha fazla anlayacağı anlamına geliyor.

Ancak kurumların içinde onlarca hatta yüzlerce agent’ın görev aldığı bir dünyada yeni bir soru ortaya çıkıyor: Bu yapıları kim yönetecek? SAP’nin AI Agent Hub yaklaşımı burada önem kazanıyor. Agent’ların keşfi, yönetimi ve yönetişimini merkezi bir yapıya taşıma hedefi, büyüyen agent ekosisteminin kurumsal kontrol altında tutulmasını amaçlıyor. Joule Studio 2.0 ise şirketlerin SAP’nin iş ve süreç bağlamından yararlanarak kendi ihtiyaçlarına yönelik agent ve agentic workflow’lar geliştirebilmesine imkân sağlıyor.

Burada clean core yaklaşımı da kritik önem taşıyor. Çekirdeği mümkün olduğunca standart tutarken kuruma özgü ihtiyaçları SAP BTP üzerinde geliştirmek, hem esnekliği koruyor hem de gelecekteki güncellemeleri kolaylaştırıyor. Yapay zekânın veri yönetimi, kod geliştirme, modernizasyon ve dönüşüm süreçlerine girmesiyle ERP projelerinin kendisi de giderek daha fazla AI destekli hale gelecek.

Türkiye açısından ise teknoloji kadar önemli başka bir konu daha var: adoption, yani teknolojinin gerçekten kullanılması. Şirketler önemli teknoloji yatırımları yapabiliyor ancak satın alınan yeteneklerin tamamı iş süreçlerine yansımayabiliyor. Bir ERP projesinde go-live dönüşümün sonu değil, başlangıcı. Asıl değer sistem canlıya geçtikten sonra kullanıcıların yeni yetenekleri ne ölçüde benimsediği ve şirketin bunları iş sonuçlarına dönüştürüp dönüştüremediğiyle ortaya çıkıyor.

 

Bu nedenle ERP’nin geleceğini yalnızca daha güçlü yapay zekâ modelleri, daha fazla agent veya daha fazla otomasyon üzerinden okumamak gerekiyor. Asıl dönüşüm; uygulama, veri, yapay zekâ, süreç bilgisi ve insanın aynı kurumsal yapı içerisinde birlikte çalışabilmesinde gerçekleşecek.

SAP’nin Autonomous Enterprise vizyonu da bize yönün artık daha net olduğunu gösteriyor. ERP yalnızca şirketin geçmişini kaydeden bir sistem olmaktan çıkıyor; şirketin bağlamını anlayan, gelişmeleri öngören, farklı süreçleri birbirine bağlayan ve belirlenen sınırlar içerisinde aksiyona geçebilen bir kurumsal zekâ ve yürütme katmanına dönüşüyor.

Önümüzdeki dönemin rekabeti de büyük ölçüde burada şekillenecek. Çünkü teknolojiyi satın almak giderek kolaylaşıyor. Asıl farkı, bu teknolojiyi kendi süreçlerine, verisine ve çalışma kültürüne dönüştürebilen şirketler yaratacak.

ERP’nin geleceği artık daha fazla ekran değil; daha fazla zekâ, daha fazla bağlam ve giderek daha fazla otonomi.





148 kez görüntülendi. 09.09.2026  tarihinde eklendi.
Yukarı Dön